Namazın müttefekun aleyha (ittifak edilmiş) olan şartları altıdır. Birincisi, hadesten tahârettir. Hades, gusül yahut abdest icap eden şeydir. Buna necaseti hukmiyye diye isim verilir. İkincisi, necaseti hakikiyeden tahârettir. Üçüncüsü, avret yerini örtmektir. Dördüncüsü, kıble-i şerife dönmektir. Beşincisi, namazın vaktidir. Altıncısı, namaza niyet etmektir.
Hadesten tahâret cenabetlikten yıkanmakladır. Bu yıkanmağa tahâreti kübra, sebebine de ‘hadesi ekber’ denir. Bir de hadesten tahâret vardır ki, o da abdest almaktır. Bu abdeste tahareti suğra denir, sebebine de ‘hadesi esgar’ diye isim verilir. Hadesten tahâret yani cenabetten yıkanmak ve abdest almak su bulup, bu suyu kullanmağa muktedir olduğu zamandır. Suyun abdest ve gusül için, gücü yetip kullanılamaması halinde, yahut yalnız su bulunmadığı yahut yalnız kudret olmadığı vakitte hadesten tahâret teyemmüm iledir.
Gusül ve abdestin her birerleri için farzlar, sünnetler, edepler, menhiler vardır. Gusül ve abdest için vacip yoktur.
Abdest üç nevidir. Birincisi, farzdır: Farz olan abdest, abdesti olmayan kimsenin namaz kılmayı istediği zaman aldığı abdesttir. Velevse o namaz, cenaze namazı olsun… veya secde-i tilavet yapmak istediği zaman alınan abdesttir. Yahut Mushafı şerife dokunmak istediği zaman almış olduğu abdesttir.
İkinci nevi abdest vaciptir: Beyti Şerifi tavaf için alınan abdesttir.
Üçüncü nevi, menduptur: Uyku uyumak istediği zaman alınan abdesttir ve birde abdest üzerine alınan abdesttir. Her ne zaman abdesti bozarsa, hemen yine abdest almakla abdesti muhafaza, abdest üzerine abdesttir. Gıybet, yalan, türkü söylemek, namazın dışında kahkahadan sonra, ölüyü yıkamak için alınan abdestler de menduptur. Feteva-i Kazihân ve Hulasa’da böyledir.
Abdestin farzları dörttür: Allahü Teâlâ’nın:
Kavli şerifinden anlaşıldığı gibi. Bu kavli şerfin manayı münifi: “Ey iman ile muttasıf olan kimseler!. Sizler namaza kıyam murat ettiğinizde yâni namaz kılmak istediğinizde, abdestsiz iseniz, yüzlerinizi yıkayınız (1) ve ellerinizi yıkayınız; dirseklerinize varıncaya kadar. Başlarınızı meshediniz (2). Ve ayaklarınızı topuklarınıza varıncaya kadar yıkayınız” (3).
(Ka’beyn ayağın iki tarafında iki yumru kemiktir. Dirsekler ve bu topuklar yıkamanın farzına dahildir. İmam Züfer buna muhalefet edip bunlar yıkamanın farzına dahil değildir, buyurdu).
HİKÂYE
Bir gün İmam Muhammed ile İmam Züfer arasında Hazreti İmamı Âzam «rahmetüllahi aleyhim» giderlerdi. İmam Muhammed ile İmam Züfer uzun boylu idi. İmamı Azam Efendimiz uzun boylu olmaması münasebetiyle İmam Züfer rahmetüllahi aleyh İmam Muhammed’e bakıp:
...
dedi. Yani, biz ikimiz uzun boyluyuz. İkimiz arasında İmamı Azam kısa boylu demek istedi. İmam-ı Muhammed, İmam Züfer’e cevaben;
...
«lenâ»nın «nûn»u olmayaydı lenâ yok manasına olan lâ olurdu. Yani üstadımız İmamı Azam Efendimizin çalışması ve ictihadı ile dinimiz mâlum ve mübeyyin oldu. Eğer dünyaya teşrif buyurmamış olsaydı dinimiz bu derece zahir olamazdı, demeyi murat etti. İmamı Azam Hazretleri İmamı Muhammad’in sözüne pek memnun oldular. İmamı Züfer’in sözünü güzel bulmadılar. Bu ecilden İmamı Züfer’in dirayeti her ne kadar ziyade ise de çok meselelerde sözleri müfta bih çıkmadı. Bu hikâyede akıllı olanlara çok nasihat vardır.
Manayı şerifi:Tahkik Nebi «aleyhisselam» bir kavmin süprüntülüğüne geldi. Bevletti ve abdest alıp nasıyei saadeti üzerine ve hufları (mestleri) üzerine mesh buyurdular.» demektir.
Bundan sonra başın dörtte bir miktarına mesh farz olması zahir rivayettir. Bir kimse bir parmağıyla yahut, iki parmağıyla mesh eylese ve o iki parmağını gezdirse kifayet etmez. O iki parmağını tekrar suya iade edip başın dörtte bir miktarına yahut baştan üç parmak miktarına mesh vasıl oluncaya kadar (4) meshederse caiz olur.
Abdest âzâlarının bazılarında kuru yer kalsa, o kuru yeri başka azanın suyu ile ıslatmak caiz olmaz. Eğer o kuru yerin uzvunda olan su ile caiz olur. Fakat cenabetten yıkanmada o kuru yeri başka uzvun ıslağından alıp ıslatmak caiz olur. Çünkü gusülde bütün beden bir tek aza gibidir. Abdestte her bir aza diğerinden ayrıdır. Kuru kalan yeri ıslatmak için bir uzuvdan alınan suyun, o uzuvda akması şarttır. Sadece uzvun yaş yerini o kuru kalan yere sürmek kifâyet etmez.
(2) Mesh lügatte bir şeyi bir şeye uğratmaktır. Teyemmümde bu lügavî mana istenilmişitir. Abdestte ise meshten murat ıslak eli mesh farz olan yere sürmektir.
(3) Taife-i şia (Aleviler) mest olmadan ayağın üzerine mesh etmeye hükmettiler. Buna Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim’de beyan olunan delil red eder. Ol delil ki: Resûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bir kavmin suyu ökçelerine dokundurmadıklarını gördüğünde: (Veyl lil a’kabi minennar). “Ateşten azab abdest alırken topuklarını kuru bırakanlaradır.” buyurdu.
|
{ yok yorum } { yorum yaz } { Bağlantı }
| Tarih: 7/9/2007 |





